Örtü-Katsayı Mağdurları Koşun.. İlhan Paşanız 10 Lira Verecek!

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Örtü-katsayı mağdurları koşun.. İlhan Paşanız 10 lira verecek!

 

28 Şubat davasında, hayli ilginç savunmalar yapılıyor.
Hafızamızla alay edilen savunmalar..
Gerçekleri, göz göre göre tahrif eden beyanlar..
Dalga geçercesine, mağdurlarla kafa bulan açıklamalar..
Mahkemenin önünde..
Yargılama yapan hakimlerin huzurunda..
Sanki yargılanmıyorlar..
Posta koyuyorlar..
Davanın müştekilerine, efeleniyorlar..
Hani insanın diyesi geliyor: “Biz acımızla yaşıyorduk. Biz mağduriyetimizi hafızamıza nakşetmiştik.. Bırakın, istemez dava-mava.. Bizim üzüntülerimizi depreştirmeyin.. Kalsın, istemiyoruz biz.. Yargılamayın bu arkadaşları.. Biz kendi acımızla, baş başa kalalım.. 28 Şubat’ta mağduriyeti yaşadık. Bir de 2013’te; o günlerdeki mağduriyetler üzerinden, yeni yeni hakaretler, azarlamalar işitmeyelim.. Darbeciler yargılanıyor görüntüsü ile, yeni yeni mağduriyetler yaşamayalım.. Kapatalım bu davayı, gitsin!”
Niye bu kadar sitemkârım?
Dünkü duruşmadan vereyim örneklerimi..
Dönemin Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri İlhan Kılıç Paşa’nın, sorgusu yapılıyor..
O dönemin despotlarının maşası konumundaki bu kişinin, yüz binlerce mağdurla alay edercesine kullandığı şu küstahça ifadeye bakar mısınız: “Cebindeki 10 lirayı kaybeden 28 Şubat’tan bildi, öyle olmadı.”
Ahlaksızlığın bu kadarına…
Saygısızlığın bu kadarına..
Terbiyesizliğin bu kadarına..
Pes doğrusu..
10 lirasını kaybeden, 28 Şubat’tan bilmişmiş!
Biz kendi kendimize paramızı kaybediyormuşuz.
Sonra da gidip, paşadan istiyormuşuz!
Aptallığımızla kaybettiğimiz 10 liranın hesabını, 28 Şubatçılardan soruyormuşuz!
Yuh yani!
İnsanlar o süreçte, hayatlarını kaybetmiş..
On binlerce kızımız, öğrenim hakkını kaybetmiş..
Üç kuruşluk maaş artışı için beş takla atan darbeciler, on binlerce kızımızın doktor olma hakkını kısıtlamışlar.. Avukat olma hakkını ellerinden almışlar.. Mühendis olma hakkını külliyen yok etmişler..
Bir de utanmadan, “10 lirasını kaybeden, bize geliyor” diye efeleniyorlar..
Ne 10 lirası paşam?
Manevi yönünü bir kenara bırakalım..
Maddi olarak da bakarsanız, katrilyonlarla ifade edemezsiniz, o süreçte insanlarımızın kaybettiklerini..
Başörtü yasağı sebebi ile olanlar bir yana..
Katsayı zulmü sebebi ile de, on binlerce gencimiz, hakkettiği üniversiteye gidemedi.. Sadece kızlarımız değil, erkek çocuklarımız da o vahşi işkencenin izlerini, hayatlarında taşıyorlar!
Ama paşamız, geçmiş karşımıza, “10 lirasını kaybeden, bizden bildi” diyor..
Hani utanmasa, “Neyse, 10 liraların biz sorumlu değiliz ama.. Yine de gelsinler, ben onlara 10’ar lira vereyim, bu defteri kapatalım” der gibi bir küstahlık içinde sarfediyor bu sözleri..
Adam o kadar tepeden bakıyor ki..
O kadar rahat ki..
Gerçeklere o kadar uzak ki..
Sarfettiği şu lafa bakın: “Başbakan geldiğinde merasimle karşılanırdı. Namaz kılmak isterse arabasında seccadesi vardı, yer gösterilir kılardı.”
Koskoca karargahta seccade yok..
Başbakan namaz kılmak isterse, arabasından seccade getiriyormuş!
Aslında bilinç altına yerleşmiş yapılan zorbalıklar, onu itiraf ediyor Paşa: “Burada namaz kılınmaz. Kılmak isteyen, seccadesini de yanında getirecek!”
Başka ne anlamı var, % 99’u Müslüman olan bir ülkede.. Başbakan’ın namaz kıldığı bilindiği halde.. Arabadan seccade getirtmenin?..
Haydi onu da boş verdik.
“Namaz kılmak isterse” ne demek?
5 vakit namazın farz (zorunlu) olduğunu bilmez misin sen Paşa!
Bilmez misin ki, “Namaz kılmak isterse” diye şartlı konuşuyorsun.
Başbakan Erbakan.. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı için oraya gelmiş ise..
Toplantı sırasında, bir vakit namazı geçmek üzere ise..
Tabii ki namazını kılacak Erbakan Hoca..
Bunu da mı bilmiyorsun..
Ki, “Kılmak isterse” diyorsun..
Küstah adam, “Hükümetin nasıl çalıştırılmadığı”nı da anlamıyormuş!
“Bütçe çıkmazsa hükümet çalışamaz olur”muş. Bütçe çıkmasına izin verilmişse, darbe falan söz konusu olamazmış!
Be terbiyesiz adam, Genelkurmay’ın brifing salonunda, hakimleri-savcıları toplayıp.. İktidar partisi Refah’ın toplantıları gösterilerek, “Anayasal düzeni değiştirmeye kalkışıyorlar” diye sunumlar yaptığınız halde..
Daha hangi yüzle, “Hükümeti çalıştırmamak da nedir, ne çalıştırmaması, kardeş kardeşe gerçekten çalıştık” diyebiliyorsun?
“Başbakan değil, isterse bilmem ne bakanı olsun” diye, tehditler savuran kimdi?
Başçavuşun eşeği mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir