Yakılan Polis Aracına Çıkmak “Özel Hayat”mış Öyle mi?

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Yakılan polis aracına çıkmak “özel hayat”mış öyle mi?

 

Daha dün gibi.. Ankara Barosu’na üye bir avukat hanım Yargıtay’daki ceza davasında şahit olarak ifade verecekti. Daire başkanı, avukat hanımı tanıyordu. Avukat hanım, şahitliğe başörtülü olarak gelince, kendisine şöyle çıkışmıştı: “Siz avukatsınız.. Burda başörtülü olarak ifade veremezsiniz!” Bunu söyleyen daire başkanı, laikçi bir hakim idi.. Hani bugünlerde, CHP’liler sürekli “Yargı ele geçirildi” diyorlar ya.. Eğer bir “ele geçirme” var ise, işte bu fanatik laikçilerden ele geçirildi, yargı.. Buna “ele geçirme” diyebilirseniz eğer. Bana göre “ele geçirme” değil, “aslına rücu etme”; bugünkü yargının yapılanması.. Dönelim avukat hanımın, başörtülü şahitlik yapamamasına. Kimse çıkıp da, “Bu avukatın özel hayatıdır. Şahitliğin, avukatlıkla bir ilgisi yok ki, keyfi olarak avukatlara uyguladığınız başörtü yasağını, bir de özel hayatlarına uygulamaya kalkıyorsunuz!” dememişti o günlerde… Barolar, bu avukat hanıma sahip çıkıp, “Yargıtay daire başkanının yaptığı, işgüzarlıktır.. Özel hayata müdahaledir. Kınıyoruz” dememişti.. Ki; başörtü ayıplanacak, yanlış olduğu ileri sürülecek bir kıyafet de değil.. Avukatlık mesleğine yakışmayan bir kıyafet değil.. Dinin bir emri.. Nereye geleceğim? Üç gündür, haber müdürümüz Kenan Kıran’ın, Yeşinil Yeşilyurt isimli bir bayan avukatın, Gezi isyanı sırasında Taksim’de devrilen bir polis aracının üzerine sol elini kaldırarak çektirdiği resimle ilgili haberine.. Bir avukat hanım.. Devrilmesinde rol oynadı mı-oynamadı mı tartışmasını bir kenara bırakın.. Devrilmiş bir polis aracının üzerine çıkabilir mi? Bir polis aracını, ayağının altına alarak, resim çektirebilir mi? Dahasını söyleyeyim, böylesi bir resim çektirdiğinde, ayağının altına aldığı, gerçekte polis aracı mıdır, yoksa hukukun kendisi midir? Kenan Kıran, baro yönetim kurulu üyelerine sormuş, konuyu.. Cevap, “Özel hayat” olmuş.. Yani demek istiyorlar ki, “Özel hayatında, avukat istediğini yapabilir. Kimse karışamaz.. Biz de karışamayız!” Mı acaba? Hemen anlatalım, İstanbul Barosu’nun, meslek kurallarından habersiz yönetim kurulu üyelerine. Bir avukatın, birçok göstericinin savunmasını üstlendiği bir olaylar zincirinde, suç olduğu tartışmasız bir “fotoğrafı”ın içinde olmasının, “özel hayata girip girmediği” tartışmalı da.. Özel hayata girse bile, bakın meslek kuralarına nasıl aykırı, anlatayım.. Hani, başörtü yasağını, 50 yıldır gerekçe yaptığınız.. Binlerce başörtülü bayanın avukatlık yapmasına engel olduğunuz, meslek kurallarınız var ya.. Ordan aktaracağım, bir maddeyi.. Genel Kurallar başlığı altındaki 4. madde: “Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Avukat, özel yaşantısında da buna özenmekle yükümlüdür.” Demek ki ne imiş, İstanbul Barosu’nun değerli yönetim kurulu üyeleri? “Avukat, özel yaşantısında da, mesleğin itibarını zedeleyemez”miş! Değil mi? Zedelerse ne olur? “Uyarma”sından tutun, “kınama”sına kadar. Daha ağırına kadar bir dizi cezalar, kendisini beklermiş.. Yeşinil Yeşilyurt isimli bayan avukatın ceza alması için mi bunları söylüyorum?. Hayır.. Kimsenin ceza almasından, mutluluk duyacak değilim.. Ama şunu da yapmayalım.. Gençleri aldatmayalım.. 16-18 yaşlarında, gencecik çocuklarımızı.. Suç işlemeye tahrik etmeyelim.. “Bak, avukat ablamız, devirdiğimiz polis aracının üzerine çıktı.. Yaşa varol abla” dedirtmeyelim. “Avukat ablamız, devirdiğimiz polis aracının üzerine çıktığına göre.. Polis aracını devirmek.. Polis aracının üzerine sloganlar yazmak.. Sonra da polise karşı zafer kazanmış gibi üzerine çıkıp poz vermek.. Demek ki suç değilmiş” yanlış kanaatini, yeni nesle empoze etmeyelim.. Evet, benim derdim sadece bu.. Gençlerin, yeni yeni polis araçlarını devirmeleri için cesaretlendirilmemesi.. Güzel bir iş yapmışlar gibi, suçlara itilmemeleri.. Yeşinil hanım, kendi eyleminin cezasını tabii ki göğüsleyecek konumdadır.. Ama; “yanlış-doğru” konusunda zihinleri yeni yeni netleşen gençlerin, suça sürüklenmemesi konusunda, bir hukukçu olarak herkesten fazla hassasiyet göstermesi gerekmez miydi? Bir hata yapmış, “Özür dilerim” demesi gerekmez miydi? Nedir o, avukatlık onuru ile bağdaşmayan, “Resimdeki ben değilim, yok yok benim..” cevapları.. Sadece kendinize değil, avukatlık mesleğine de “güven”in yitirilmesine sebep olduğunuzun, farkında mısınız hanımlar..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir