AİHM Bu Davalarla Suçüstü Olmuştur!

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

AİHM bu davalarla suçüstü olmuştur!

 

Dindar insanlar, nasıl yargısız infaza maruz kalıyorlar..
Nasıl haksızlıklara uğruyorlar..
En tabii haklarından, “adalet soytarıları”nca nasıl mahrum bırakılıyorlar.
Ve tüm bunlar yapılırke, bir de nasıl suçlanıyorlar, görün..
Sedat Ergin, Hürriyet’te yazıyor: “Erdoğan’ın AİHM karşısındaki zor tercihi..”
Neymiş bu zor tercih?
Kısaca anlatalım.
Başbakan Tayyip Erdoğan, kendisine hakaret eden Erbil Tuşalp’in, 2005 ve 2006 tarihli yazıları için, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde manevi tazminat davası açmış.
Davaların biri 2007 yılında, diğeri ise 2008 yılında Erdoğan lehine sonuçlanmış.
Erbil Tuşalp de, avukatı Fikret İlkiz vasıtası ile AİHM’e gitmiş.
2008 yılında.
Niye döndüre döndüre tarihleri veriyorum?
Şimdi bir dindarın da, benzer bir manevi tazminat davası sebebi ile AİHM’deki dosyasından bahsedeceğim de, onun için.
Evet, kıyaslayacağımız dava, gazetemiz yazarları Abdurrahman Dilipak ile Hasan Karakaya’nın, “Hakkımızı helal etmiyoruz” başlığı ile kamuoyunun hatırladığı yazılarından dolayı, 30 bin lira tazminata mahkum edildikleri yazılar..
Tuşalp iki yazı için 5’er bin lira tazminata mahkum olmuş.
Dilipak ve Karakaya ise 30 bin liraya..
Tuşalp 2006’nın 5+5 bin lirasına mahkum olmuş.
Dilipak ve Karakaya, 2000 yılının 30 bin lirasına mahkum olmuş!
Tuşalp’in hakaret ettiği bu ülkenin % 34’ünün, sonra % 47’sinin, sonra % 49’unun seçtiği Başbakan Tayyip Erdoğan.
Dilipak ve Karakaya’nın hakaret ettiği ileri sürülen kişi ise, 12 Eylül’ün Gölcük Sıkıyönetim Komutanlığı yapan darbecisi, 28 Şubat’ta ise zaten postmodern darbenin mimarı kabul edilen, bugünlerde açılan soruşturmalar sebebi ile eşdeğer kuvvet komutanlıklarında bulunan tüm arkadaşları tutuklanan Güven Erkaya!
Eeeee.
Sonra?
Sonrasında, Müslümanlara nasıl bir kinle yaklaşılıdığının net fotoğrafı çıkıyor karşımıza…
Nedir o?
Dilipak ve Karakaya’nın, 2005 yılında açtıkları AİHM’deki dava, 2012 itibariyle bugün karara daha bağlanmamış iken..
Tuşalp’in açtığı 2008 yılındaki davanın, karara bağlanıp, kesinleşmiş olması.
Yani AİHM, Dilipak ile Karakaya sözkonusu olunca, 7 senede karar veremiyor.
Ama Tuşalp gibi laikçi birisi dava açınca.. 4 senede karar da veriyor, kesinleşme de sağlanıyor.
Şimdi ötsün bakayım Sedat Ergin.
“Başbakan AİHM’e karşı çok kritik bir yol ayrımında imiş” de..
“Başbakan’ın Strasbourg’daki AİHM adresinde kazanılması güç gözüken hukuki süreç sözkonusu imiş” de.
Bırakın edebiyatı beyler.
Utanmanız yok ise, söyleyin: “Bu AİHM, adalet mi dağıtıyor, yoksa solculara, Müslümanları ezmesi için meydan mı açıyor?”
Nedir bu hokkabazlık söyler misiniz?
Bir davada 7 senede karar verilemiyor.
Diğer davada, 4 senede kesinleşme trink karşınıza çıkıyor.
İkisi de manevi tazminat davası..
İkisi de Türkiye’den giden dava..
İkisinde de, düşünce özgürlüğü gerekçesi ile dava açılmış..
İkisi de, AİHM’in aynı dairesinde görüşülüyor.
Her şey aynı..
Ama neticeler farklı..
Hangi Haçlı zihniyeti ile kaşı karşıyayız görüyor musunuz?
Sözde adalet dağıtırken bile, düşmanlıklarını sergiliyorlar!
Refah Partisi davasında..
Fazilet Partisi davasında aynı haltı yemediler mi?
PKK uzantılı tüm parti kapatma davalarında, teröristlerin partileri lehine karar verirken..
Eline silah almamış, aldırmamış dindarların partileri için, “Sistem için tehlikeli. Kapatılmaları hukuka uygundur” diyenler, papaz kılıklı o AİHM yargıçları değil miydi?
Ne kadar somut, ne kadar net olarak gerçek yüzleri ortaya çıkıyor, görüyor musunuz?
Hani bir ay, iki ay fark olsa..
“Her davada böyle farklılık olur” deriz.
Birisi “taşınmaz”, diğeri “manevi tazminat davası” olsa, “Davaların nitelikleri farklı” deriz.
Ama söyleyin şaklabanlar, kıyasladığımız bu iki davanın, neyi farklı ki, biri diğerinden 3 yıl önce karara çıkıyor?
Derdiniz haklı-haksız ayrımını yapmak mı?
Yoksa, her halükarda dindarları ezmek. Dindar kişi davacı ise süründürmek.. Dindar kişi davalı ise, acilen aleyhine karar vermek mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir