FHA’ya Cevaplarım

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

FHA’ya Cevaplarım

 

Fars Haber Ajansı’ndan Cesim İlhan, röportaj teklifinde bulundu.
Pek adetimiz değildi ama..
Sorularını yazılı cevapladık.
Olur ya, hatalı tercüme vesair bir şey olursa.. Verdiğim cevapları size aktarayım ki..
Düzeltmeyi peşin yapmış olalım..
Soru: Başbakan Erdoğan, Mısır darbesi konusunda İsrail’i suçladı, buna ABD, İsrail ve dünya Yahudi örgütleri sert karşılıklar verdi. Bu ne demek?
Cevabım: Olayları tek bir lokal açıklama üzerinden değerlendirmek, bizi yanlışa götürür.
Önce kişiler, devletler, kuruluşlar hakkında genel bir tespitimiz olması gerekir.
Onlarca olayı, hareket tarzını üst üste koyup, bir tespit yapmamız lazım.
O tespit çalışmasında, sorunuzda ismi geçenler hakkındaki benim kanaatim şudur:
Tayyip Erdoğan, bir Müslüman siyasetçidir.
İsrail; Filistin topraklarını işgal eden, işgalini katliamlarla sürdüren terörist bir devlettir.
ABD; İsrail’in terörüne göz yuman, menfaat üzerine yapılanmış bir emperyalist devlettir.
NATO; işine gelirse Irak’ı işgal ettiren, İran’a işgali planlayan; ama Türkiye’nin tavrı sebebi ile İran’ı işgali başaramayan, başka ülkelerdeki somut vakalarda ise gözünü kapatan, emperyalistlerin tetikçi teşkilatıdır..
Türkiye; daha yeni yeni olaylara, gelişmelere  Müslümanca tavır sergileyen, bu sebeple de emperyalist devletlerin ilk fırsatta (Bakınız: Gezi Parkı eylemlerine AB ve ABD’nin yaklaşımı) yemeyi planladığı bir ülkedir..
Bu çerçevede, Başbakan Erdoğan’ın Mısır darbesinin arkasında İsrail olduğunu söylemesi, doğru bir tespittir.
Bu tespitten önceki şu iki olay çok önemlidir:  1) Mayıs ayı sonunda, Başbakan Erdoğan, Gazze’ye gidecekti. Önce Suriye bağlantılı sınır kapısındaki patlamalar, sonrasında  Gezi parkı eylemleri.. Ve onun da sonrasında  Mısır darbesi.. Ve bugün Erdoğan; planladığı, söz verdiği icraattan birisini (belki de yakın tarih açısından ilk defa) yapamadı: Gazze’ye bugün itibari ile halen gidemedi..
2) Mısır’da Mursi yönetimi, Gazze’ye geçişi rahatlatmış, kapalı kapıları açmıştı.
Bu ise, Mısır’ın yıllardır süren “İsrail sözünden çıkmama politikası”nın sona ermesi demekti..
Ve Mursi’ye bu politikasında hemen hemen tek destek, Tayyip Erdoğan’dan geldi.
Bu iki gelişme, birbirinin sebep-sonuç ilişkisini de barındıran olaylar, Mısır’daki darbenin arkasında İsrail’in olduğu tezini güçlendiriyor.
Mursi devrilince, Gazze kapısında ne olduğuna bakmamız, yeterli olacaktır.
Soru: Türkiye ABD’yle müttefik, NATO üyesi?
Cevabım: 60 yıl önce, Türkiye’nin  NATO’ya girmesinin.. Silahı ile, ekonomisi ile, yedek parçaları ile onlarca yıldır ABD’ye bağımlı bir Türkiye politikası yürütülmesinin hesabını kimse Tayyip Erdoğan’dan soramaz.
IMF ile hesapların kapatılması, Tayyip Erdoğan’ın kime ne mantıkla yaklaştığını göstermektedir..
Soru: Şimdi Mısır konusunda ABD ile Erdoğan’ı ters köşe yapan şey nedir? Yoksa Erdoğan haklı değil mi?
Cevabım: Türkiye’nin ABD ve NATO ile ters köşe olması konusu ilk defa Mısır konusunda yaşanmıyor.
İran’ın nükleer çalışmalarında da aynı “ters köşe” yaşandı.. Hatta o “ters köşe”, bence daha büyük, daha derin bir “ters köşe” idi.
Tüm dünya, İran’a müdahaleyi arzu ederken, sadece Türkiye Müslümanca tavır sergilemiş ve o müdahaleyi belki de tek başına önlemişti..
Dahası var.. Bu önlemeyi yaparken, sadece savunmada kalmamış, bir de dünya ülkelerine meydan okumuştu: “İran’ın nükleer çalışmalarının insanlığa zarar verme amaçlı olup olmadığı tartışması bir yana, İsrail’in, ABD’nin ve diğer birçok batılı devletin elinde nükleer silah var iken, sadece İran üzerinde böyle bir baskı uygulaması, iyi niyetli değildir. İkiyüzlü girişimdir.”
İşte İran’daki nükleer çalışmalarda Tayyip Erdoğan’ın bu tavrını hatırlamazsak, unutursak.. Mısır olayında ABD ile ters düşmesini, bir “ilk” gibi görürsek.. Yanlış yorum yaparız.
Tayyip Erdoğan; İran’a yapılmak istenen işgalde de.. Mursi’ye karşı yapılan askeri darbede de.. Suriye’de bir despotun yönetimine gizli gizli destek veren Batılıların gerçek yüzlerini deşifre etmede de.. Hep, İslami duyarlılıkla hareket etmiştir. Umarım İran yönetimi de, kendi gücünü; İslami duyarlılıklar çerçevesinde göstermeye gayret eder..  Suriye ve diğer ülkeler üzerindeki manevi söz hakkını, “İslami ilkeler” çerçevesinde hayata geçirir..
Suriye’de de, Mısır’da da; bugün yönetimde olanlar.. Ne dinde kabul edilen bir usûl ile..  Ne de dinin cevaz verdiği serbest bir seçimle işbaşına gelmişlerdir.
O halde, bu yönetimlerin, kendi koltukları için tek bir Müslümanın bile kanına girmeleri, bence helal değildir. Hiçbir Müslüman, masum çocukların/insanların gece uykusunda kimyasal gazla öldürülmesine onay veremez.. Hiçbir Müslüman, sadece bir meydanda toplanarak gösteri yapan, hiçbir silahlı direnişi olmayan insanlara silah sıkılmasını doğru göremez.
Tayyip Erdoğan’ın tavrı budur. İslamın emri de budur.
NATO istediğini söylesin.
ABD istediği baskıyı uygulasın.
İsrail istediği tehdidi yapsın..
Müslüman kanı akan yerde, öncelik; o kanın akmasının durmasıdır.. Öncelik; meşruiyeti olmayan diktatörlerin koltuğunu korumak değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir