İnsan Sevindirmek İbadet İse Sen Niye Örtülü Kızları Üzdün?

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

İnsan Sevindirmek İbadet İse Sen Niye Örtülü Kızları Üzdün?

Hiç muhatap almak istemem.
Muhatap alınacak birisi değildir, çünkü.
Ama öylesine zorluyor ki..
Öylesine yalan konuşuyor ki..
Reyting peşinde koşan tv’ler de kendisine çanak tutunca.
Hatırlatmak artık zorunlu oldu.
Kim o? 
Zekeriya Beyaz.
Beyefendinin, bugünlerdeki derdi, “dini, şekilcilikten kurtarmak” imiş! 
Ne güzel bir gaye!
Peki “şekilcilikten kurtulmak” için hangi örneği seçmiş?
Kurban örneğini!
”Kurban” demek, “Allah’a yakınlık kurmak” demekmiş. Dolayısı ile “kurban ibadeti; illa ki hayvan keserek ifa edilmez”miş!
”Ayakkabı dağıtarak da kurban kesmiş gibi olunabilir”miş.
Yani “Allah’a yakınlık kurulabilir”miş!
”Şekle gerek yok”muş!
Bunu söyleyen Beyaz kafa, gerçekten şekil karşıtı olsa, “Eyvallah” diyeceğim.
Hiç itiraz etmeyeceğim.
Ama kuş kadar aklı ile, beşer üstü nizamın her biri birçok hikmetle dolu emirlerinde “şekilcilik” arayıp, “Onu yapmaya gerek yok.. Bunu gerçekleştirmeye gerek yok.. Şöyle de yapsan olur.. Bu da onun yerine geçer” diye dini kavramları sulandırmaya çalışırken.. Beşeri sistemlerin şekilciliğini tabu olarak dayatınca.. İşte o an, insanın fıttırası geliyor.
Zekeriya Beyaz’ın yaptığı tam da işte bu.
Be zırtapoz.
Sen değil misin, 28 Şubat’ın 1000 yıl süreceğinin ilan edildiği günlerde, üç kuruşluk dekanlık koltuğu verildiğinde.. 
İlahiyat Fakültesi’nde başörtü yasağını başlatan!
Sen değil misin, söyle.
Niye o zaman, sana talimat yağdıran darbecilere isyan etmedin: “Kıymetli paşalarım.. Omuzunda rütbesi olmayan sivil paşalarım.. Şekilcilik yapmayın. Öğrencilerin başını açtırarak, cumhuriyeti halka benimsetemeyiz. Bırakalım, isteyen inancına göre, istediği kıyafetle fakülteye gelsin. Şekilcilik yapmayalım. ‘İlla ki illa, başınızı açacaksınız’ demeyelim. Beşer kaynaklı taleplerimizi, Allah kaynaklı kuralların üzerine zorla koydurtmayalım. İnsan kaynaklı ilkeleri, tabu gibi, insanlara kabul ettirmeye kalkışmayalım.”
Niye demedin, bunları?
Dekanlık koltuğuna oturur oturmaz, hemen şekilciliği öğrencilere dayatmaya kalkıştın. 
Laiklik adına..
Yalan mı, söyle!?
Adamdaki kafaya bakın.
Laiklik dayatıyorsa şekilciliği; hazırola geçiyor, şekilciliğin emireri oluyor..
Ama İslam dini bir şekli öneriyorsa, orda hemen fitne çıkartıyor.. İşi sulandırmaya çalışıyor..
Zekeriya Beyaz’ın samimiyetine, şu açıdan da inanmıyorum.
Ne diyor kendileri: “İhtiyacı olanlara ayakkabı dağıtırsan, onları sevindirirsen, bu da bir kurban kesimi gibi olur!”
Ayakkabı dağıtmak; kurban ibadeti yerine geçer veya geçmez, ayrı bir konu.
İhtiyacı olana ayakkabı almak, onları sevindirmek, tabii ki güzel bir davranış. Hem kurban kesip, hem de ayakkabı dağıtılmasına kimsenin diyecek bir şeyi yok.
Ama Zekeriya bey, bu güzel tavsiyeyi yaparken, kurban ibadetini aradan çıkartıyor.
”Bir insanı sevindirme”yi kutsuyor.. İbadetin kendisinin kutsallığını ortadan kaldırıyor. 
Tam da bu noktada, soru şu: Beyaz kafa, acaba gerçekten insanı sevindirmeyi kutsayan biri mi? Yoksa çıkaracağı fitne için, öyle mi görünüyor?
Nasıl anlarız?
O üç kuruşluk koltuğa oturduğunda yaptıkları ile.
Ne yapmıştı o koltuğa oturduğunda?
Başörtülülerin okula girmemesi için, polisleri kapının önüne dizmişti.
Hani bir insanı sevindirmek, kurban ibadetinden bile önemli idi? İnsan sevindirmek, kurban ibadetinin bile yerine geçerdi?..
Sen, başörtü yasağı diğer üniversitelerde uygulanırken, o mağdur öğrencileri sevindirmek için onlara destek vereceğine.. Altına dekanlık koltuğu koyuldu diye, yasakları ilahiyata da niye teşmil ettin? 
Niye yasakları uygulayarak, insanları üzdün? Başörtülü kızlara dünyayı dar ettin?
Hani bir insanı sevindirmek, kurban kesmekten daha önemli idi?
Niye başörtülü kızları sevindireceğine, onları üzdün? Hayatlarını karartın?
Üç kuruşluk koltuk içindi, değil mi?
Demek ki, Beyaz kafa için, insan sevindirmenin de bir önemi yokmuş.. Şimdi, bir ibadeti ifsat etmek için öne çıkarıyor, “insan sevindirme” bahanesini.. 
Beyaz kafa bıraksın bu palavraları.. “Ben ne büyük günahlar işledim. Ben sabah akşam başörtülü kızlardan özür dilesem, yine kendimi affettiremem. O büyük günahlarla ahirette ne yapacağım ben” diye sabah akşam tevbe etsin.. Kapı kapı dolaşıp, tüm o öğrencilerden özür dilesin.. 
Sonra gelsin, “Fakirlere ayakkabı dağıtarak da Allah’a yaklaşabilirsiniz” vaazı versin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir