Kandil Gecelerinin Gülleri – Gençler

Kandil Gecelerinin Gülleri – Gençler

 

Yılın içerisine serpiştirilen bazı günler, geceler vardır. Evet, bunlar da normal günlerden birer gün, gecelerden birer gecedirler. Ancak, bu gibi gün ve gecelerde insanların kendilerini duaya, ibadete daha fazla muhtaç görmesi, Rabblerine ellerini açmalarına vesile olarak görmesi çok görülmemelidir. Hele bir de insanların dua etmesine, ellerini açmalarına bir dizi engel üretildiği bir zaman diliminde yaşıyoruz ki, bu tip zamanlar o cehennemi hayattan kısa bir müddet temiz havaya çıkmaya benziyor. Cennetvari bir nefes çekmeye benzetebiliriz.

Mümkün olduğunca bid’atlerden uzak tutulabilirse ve bazı güzelliklere de vesile olacaksa eğer, kınanacak, kötülenecek bir amel olmasa gerek. Peygamber Efendimiz (asv)’ın viladeti münasebetiyle mescidlere gidilen, bir araya gelinen gece de bunlardan birisidir.

Sadece İstanbul’da, Edirne’de, Kars’ta, Hakkâri’de, Van’da, Antep’de, Urfa’da,  İzmir’de, Rize’de, Sinop’ta değil; sadece Türkiye’de değil, hatta ve hatta sadece İslam Dünyası’nda da değil, bütün dünyada milyonların sevgi, coşku, aşk ve şevkle ruh âlemlerinden nebaan eden, bütün ihlaslarıyla Muhammed Mustafa’ya, yani  Allah’ın kulu ve Resulüne olan bağlılıklarını herkes bir şekilde dile getirmeye çalıştı.  Gönüllerin Sultanı, gözlerin nuru, hayatıyla ve getirdikleriyle sadırlara şifa olan O ferid-i bihemta’ya bağırlarını açarak O’nun sevgisini sinelerine çeke çeke, ılgıt ılgıt esen bir seher yeli gibi teneffüs etmenin denemesini yaptılar. Rabbim, bu sevgiyi, bu aşkı, bu teveccühü O yüce şahsiyetin, O Resulün öğretilerini amele çevirerek bütün bu insanların hayatlarına aktarsın.

Evet, hayatlarımızı Allah’ın Resulü’nün hayatıyla hayattar etmeye başladığımız zaman, bizler de hayat bulacağız. Onun öğretilerine kulak kabartıp, kulaklarımızın pasını sildirmesine ve kulaklarımızdan, ta yüreklerimize, dimağımıza nakşederek hayatımıza aktardığımız zaman, hayatımızın da, mematimizin de güzel olduğunu; mutlu, muştulu, pak, temiz, cennete layık ter-u taze bir kul olduğumuzu göreceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun, O’nun yolunu yol edinenler saadet-i dareyni elde eden insanlardır.

Gönüllerimize ışık olan her bir sözü, akıllarımıza kazınan her bir deyişi, ruhlarımızın capcanlı olmasına vesile olan her bir nefesi, yüreklerimizi ellerimize aldırmamıza mecbur kılan şefkatli her bir uyarısı; evet, her biri ruhumuzun derinliklerine hitab eden bütün tavır ve davranışlarını anlamaya, kavramaya, yaşamaya ve anlatmaya başladığımız gün, bizim de yeniden doğuşumuz olacaktır.

Zalimlerin zulümlerinden dolayı canhıraş bütün feryatların altından, göklere yükselen duaların (bedduaların) felaket olarak geriye dönmesinden önce, şu yaşlı dünyanın sakinlerinin O’nun çağrısına nihayet kulak vermesi gerekir.

O Zatın uzatmış olduğu o mübarek eli, başta dünya mazlumları olmak üzere, namuslu olanların, adaletten yana olanların, insanca bir yaşamı yeğleyenlerin kısacası bütün erdemlilerin bir an önce tutup beyat etmeleri gerekir. Bu elden, hiç kimseye bir kötülük dokunmadı. Bu elden, insanlığa hayırdan başka bir şey sadır olmadı. O fem-i mübarekten de.

Bugün, İslam Dünyasının belki de çok dikkat kesilmediği bir hakikatin artık şüyu bulduğu bir zamanda bulunuyoruz. Halen dünyanın her tarafında zulümle, baskıyla, çalıp çırpmakla, kan dökmekle namını duyurmaya çalışan Avrupa ve benzeri ülkelerin hepsinde, zor da olsa erdemli olmayı kendilerine şiar edinen yeni bir nesil yetişiyor.

Bu yeni nesil, insan olmanın çalmadan, çırpmadan, kan dökmeden, hile yapmadan, aldatmadan, namusları lekelemeden ve lekeletmeden, etrafındaki bütün şirretliklere ve çirkefliklere rağmen temiz kalınabileceğini gösteren ve İnşaallah dünyaya insanlığı öğretmeye namzet bir nesil yetişiyor. Pesimist (umutsuz / olumsuz) bir bakış açısıyla hayatlarını sürdürenlerin bunu anlamasını elbette beklemiyoruz. Bunların tek işi, yola çıkanları yollarından etmektir. Ümit yolcuları bunlara bakarak kendilerine yol seçecek kadar fersiz değildirler. Artık kimse cambaza bakmıyor. Cambazları oynatanlara dikkat kesiliyor.

Avrupa’nın bütün kentlerinde, kendilerini bulmak için nice körpe ruhlu canlar bin dört yüz şu kadar yıldan önce dünyaya doğan ve kıyamete kadar da dünyayı aydınlatmaya devam edecek olan O Güneş’in aydınlığıyla aydınlanmak için merak ediyor, okuyor, soruyor, soruşturuyor ve günün sonunda bakıyorsunuz ki parıl parıl bir hale gelmiş, etrafını da aydınlatmaya başlıyor.

İşte, bu Mevlid Kandili vesilesiyle de binlerce genç, belki de milyonlara varan genç mescidlere koştu, bir nebze de olsa O canların canı Resüle “lebbeyk” dediler. “Sana layık bir hayat yaşayamıyorsak ta, senin sevginle kendimize gelmek için gayret ediyoruz” dediler. “Senin yolundan alıkonmak için, seni tanıyamamış olmak için binbir hile ve dolap ile yolumuza kurulan tuzaklara aldırmadan, düşmemeye de gayret ederek Seni anlamaya ve Senin getirdiklerini kavramaya çalışıyoruz” dediler.

İşte gözlerimizin aydınlığı, medar-ı iftiharımız olan bu gençlerle beraber bir mescidde bir araya gelmek emin olun paha biçilmez bir değere sahiptir. Bu gençlere, bu çocuklara en azından dua etmek, Resul-i Ekrem (asv)’ı anlamak demektir.

O’nu anlamak demek, O’nun hayatını kendine rehber edinmek demektir. O’nu anlamak demek, bu gençlere sahip çıkmak demektir. O’nu anlamak demek, çaresizlere çare olmak demektir. Ve O’nu anlamak demek, hayatın girdabından insanları kurtarmak demektir. İnsanlara kol kanat germek demektir. Nesillerin kurtuluşu için duacı olmak demektir.

Onun için:

Allah’ım!

Bu temiz nesle yardımını esirgeme! Her ırktan, her renkten, her dilden kısacası her coğrafyadan sana varmak için, Senin Resulünün öğretilerine (sünnetine) hasret bırakılmış bu güzel gençlere, bu körpe dimağlara, bu arı duru istekli kullarından merhametini esirgeme. Bunun yanında, insanlık düşmanları tarafından kurulan tuzaklara düşen ve örülen ağlara tıkılan; biçarelere de Sen yardım et ve katından yardımcılar, veliler gönder. Senin katına ulaştırabilmek için çaresizliklerinin diliyle yaptıkları duaları geri çevirme.

Baktıklarında kimisinin burun kıvırdığı ve ellerinden tutmayı akıllarından geçiremediği şu sahipsiz insanların ruhlarını Sen temizle ve yollarını aydınlat.

Senin Şu Resul-i Ekrem (asv)’in elçilik hakkı için dualarımızı kabul buyur. Bizi, yolumuzu aydınlatan şu Abd-i Habib’in hatırına ver. Eksiklerimizi, kusurlarımızı, nadanlığımızı bize çok görme. Biz kuluz, hem de günahkâr kullarız. Günah işlemek bizim içinse, affetmek te Senin şanındandır.

Ya Rabb!

Çocuklarımızı, gençlerimizi bizlere bağışla. Tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçir. İçerisinde yaşadığımız ülkelerde biliyoruz, çok günahlar işleniyor. Ama buralarda doğan, büyüyen ve Senin Resulünün söylediklerinden, getirdiklerinden henüz bihaber olan o kadar insan var. Mesajı onlara iletmemizde bizlere yardım et. Sen, yardım edenlerin en güzelisin. Sen, sahip tutulabileceklerin en güzelisin. Senden başka da bir yardımcımız yok. Senin kapından başka gidilecek bir kapı da yok.

Ya Rabb!

Bizleri şu Habib-i Ekrem’ine layık bir ümmet kıl!

(Ammar Eymen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir