Paris’teki Cinayeti Biliyor, Sinop’takini Sırrı’ya Soruyor!

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Paris’teki cinayeti biliyor, Sinop’takini Sırrı’ya soruyor!

 

İmralı görüşmelerine, hangi açıdan bakmalıyız?
Bunu açıklamadan önce, şu tespitleri yapalım..
PKK, Kürtleri temsil eden bir örgüt değildir.
Tam aksine, Kürtlerin % 90’dan fazlası samimi Müslüman iken, PKK ateist bir örgüttür.
Dolayısı ile, Kürtleri temsil gibi bir yetkileri yoktur..
PKK hem dış devletlerle, hem de Türkiye Cumhuriyeti içindeki derin yapı ile işbirliği içindeki bir derin örgüttür.

Solak bazı gazetecilerin dillendirdiği gibi “hak arayıcısı” değil, “terörist bir örgüt”tür..
Bu tespitler, PKK ile ilgili yapılacak her yorumun köşe taşlarıdır.

“Derin yapılarla bağlantı” tespiti, hiç tereddüt edilmeyecek kesinlikte bir gerçektir..
30 yıldır bu örgütle başedilememiş olunmasının, başka bir izahı da yoktur..

Bu şartlar altında İmralı görüşmelerine bakarsak; o görüşmelerin hükümet açısından “isteyerek” değil, bir zorunluluktan kaynaklandığı kanaatindeyim..
Madem bu sorun; “AK Parti iktidarının kucağına bırakılmış bir bomba” benzeri, çok önceki yıllardan bugüne intikal eden bir ihtilaftır..

Madem bu sorunu; devlet, “devlet gücü” ile çözememektedir.
Madem bu sorun, zaman zaman AK Parti iktidarının illegal yollardan devrilmesi için kullanılan bir araç haline gelmiştir.
Madem bu tartışma sebebi ile gariban insanlarımız ölmektedir.. Ölümler halen sürmektedir..

O halde..
O halde; bu görüşmeler sayesinde kanın akmasının önlenmesi konusunda küçücük bir olumlu ihtimal varsa, bunun değerlendirilmesi gerekir..
AK Parti’nin yaklaşımının, bu olduğu kanaatindeyim..
Yani terör örgütü ile devlet adına MİT görevlilerinin yaptığı görüşmelerin anlamı/kapsamı, bundan ibarettir.
Örgütün silah bırakma konusunu sürekli ötelemesinin arkasında “derin yapı”nın baskısı vardır..

Başbakan’ın, “ülke içindeki silahlı militanlara operasyonların sürekli devam edeceği” konusundaki ısrarının arkasında, “örgüte güvenmediği gerçeği” vardır..
Bu çerçevede BDP heyetinin teröristbaşı ile yaptığı görüşmeyi irdelersek, karşımızdaki somut yapının, aslında hiç de ciddiye alınacak bir güç olmadığını söyleyebiliriz.
Yeter ki, arkalarında o malum dış güçler.. O malum derindekiler olmasın..
Niçin “Ciddiye alınacak bir durumları yok” diyorum..
Buyrun görüşme notlarından aktaralım..
Sakine Cansız ve iki PKK’lının Paris’te öldürülmesi ile ilgili olarak, teröristbaşı şunları söylüyor:
“Ha bizi vurmuş, ha Sakine’yi vurmuşlar. Çok karanlık bir olay. Ankara’ya gelmiş (Ömer Güney) Çankaya’da büro tutmuş. Sterk ‘MİT kaynaklı’ demiş. Mümkün değil ama düşüneceksin. Milyonda bir de olsa düşüneyim, MİT var mı? MİT de şaşırdı.”
Paris’teki üçlü cinayet hakkında bu denli ayrıntılı bilgi sahibi olan teröristbaşı, hemen ardından şunu soruyor; Sırrı Süreyya’ya:
“Sinop olayı rastgele mi organize mi?”
Dindar tv’lerde hümanist bir ideolog kimliğine bürünen milletvekilinin cevabı da şöyle:
“Organizeydi başkan.”
Eli kanlı teröriste, “Başkan” diyor..

“Paris’tekini biliyorsun, Sinop’takini niye bana soruyorsun?” demiyor..
Veya teröristbaşı bunlara sormuyor: “Siz dışardasınız, ben içerdeyim. Sakine’yi bana ne soruyorsunuz? Dışarda olan ben miyim?”
Derindekiler olmasa, karşımızdakilerin ciddiye alınacak hiçbir şeyleri olmadığını gösteren görüşme notlarından bir kesit daha.. Teröristbaşı konuşuyor: “Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu.. Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.”

Bunu diyor teröristbaşı.
Hemen ardından Sırrı soruyor:
“Gruptaki arkadaşların da selamı var, bir diyeceğiniz var mı?”
Cevap veriyor teröristbaşı:
“Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa ‘Apo öldü’ diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem.”
Süreci başlatan(!) teröristbaşı..

Birden çarkediyor, sorumluluk üstlenmeyeceğini söylüyor..
Hani bu iki cümle arasında, şöyle başka konuların geçtiği bölümler olsa.. “Farklı bağlamlarda sarfedilen sözler” diyeceğim.
Ama, hemen ardı ardına sarfedilen cümleler bunlar..
Süreci kendisinin başlattığını.. Ama sorumluluk almayacağını söyleyecek kadar kafası karışık bir adam var karşımızda..

Bir de ziyarete gidenlerden örnek vereyim.. Pervin Buldan teröristbaşına diyor ki:
“Başkanım sizden bir parça almak istiyorum.”
O da kalem veriyor..

Sorsanız bunlara, Marksistlik, ateistlik, maneviyat düşmanlığı zirvededir..
Ama görüyorsunuz işte..
İcraata gelince sıra..

“Başkan’dan parça istiyorlar!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir