Kafka.. Marks.. Lenin.. Mao.. Başka Kimse Bilmez Misiniz Siz?

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Kafka.. Marks.. Lenin.. Mao.. Başka kimse bilmez misiniz siz?

 

Ülkesine ne kadar yabancı avukatlar yetiştirmişiz.
Kim o avukatlar?
Mesela; statükoya sıkı sıkıya bağlı duran Barolar Birliği Başkanı.. Mesela, darbecileri savunan  İstanbul Barosu Başkanı. Mesela, başörtü yasağında ısrarcı olan Ankara Barosu Başkanı.. Mesela, KCK’lı sanıklara sahip çıkıp, başörtülü avukatlara sırtını çeviren İzmir Barosu başkanı.. Ve diğer benzerleri..
Bunların hemen hepsi aynı kafadan da..
Somut bir örnek olması açısından, Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar’ın, önceki gün “Türkiye’de İfade ve Medya Özgürlüğü Üst Düzeyli Konferansı”nın, “Nefret ve Şiddete Teşvik: İfade ve Medya Özgürlüğünün Sınırları” konulu oturumunda yaptığı konuşmadan bölümler aktarayım.
Görün, toplumumuza ne kadar yabancılar..
Ne kadar aşağılık kompleksi içindeler..
Şöyle diyor Başkan Coşar:
“Yargımızın ve Adalet Bakanlığımızın Değerli Temsilcileri,
Değerli Akademisyenler,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,
Değerli Konuklar..”
Eeee?.
Tüm hitap edilenler, Türkiye’den.. Türkiyelilerden…
Toplantı da zaten Türkiye’de….
Konumuz da, “Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü” olduğuna göre..
Türkiye endeksli bir konuşma bekliyorsunuz değil mi?
Buyrun dinleyelim: “Değerli konuklar;
Doğumunun otuz birinci yıldönümü arifesinde, akşam saat dokuza doğru, tam da sokakların sessizleştiği bir saatte, silindir şapkalı, frak giymiş iki adam Joseph K’.nın evine gelirler ve Joseph K’.yı da alıp dışarıya çıkarlar..”
Bu minvalde devam ediyor konuşma..
Peki, neymiş bu Joseph K. hikayesi?
Kendisinden dinleyelim: “Okuduğum bu pasaj, iktidar ve şiddet üzerine bugüne kadar yazılmış olan romanların en başında gelen Kafka’nın ‘Dava’ isimli romanının ‘Son’ başlığını taşıyan ‘Onuncu Bölümü’nde yer alan ölüm sahnesidir.”
Vay vay vay..
Ne kadar da entelektüelmiş, başkanımız.
Kafka’nın Dava isimli romanı haa!
Helal olsun sana başkan..
Sonra?
Sonra şöyle devam ediyor konuşmasına, Sayın Coşar: “Karl Marks’ın özlü ifadesiyle; İnsanın yaptığı en büyük duygusal devrim, utanma duygusudur.”
Kafka ile başladık. Karl Marks ile devam ediyoruz.
Türkiye’deyiz. Konuklar Türk… Konumuz; “Türkiye’deki ifade ve medya özgürlüğü!”
Ama Kafka’dan girdik, Karl Marks ile sürdürüyoruz, “Türkiye’deki ifade özgürlüğü”nü..
Haydi kör şeytan, biraz daha dinleyelim Başkan Coşar’ı: “Şiddet aynı zamanda iktidarların veya iktidara gelmek isteyenlerin kullandıkları siyasal bir araçtır ve ‘Yumurtaları kırmadan omlet yapamazsınız’ diyen Lenin…”
Eeee.. Bu kadar da olmaz ama, Sayın Başkan..
Senin bildiğin, bir tane Türk yok mu?
Bir tane Müslüman alim bilmez misin sen..
Hep Kafka.. Marks.. Şimdi de Lenin..
Biz bunlara itiraz ederken, o da ne?
Başkan daha da ileri gidiyor..
Bakın ne diyor: “ ‘Siyasal iktidar, bir silahın namlusunda büyür’ diyen Mao gibi samimi teorisyenleri ve uygulayıcıları vardır.”
Kafka. Karl Marks..
Lenin.
Veee Mao..
Sonrasında tekrar Karl Marks.
Sonrasında da yabancı hayranlığı sürüyor:
“Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin bir kararında (Garrison v. Louisiana davası)..”
O bitiyor, hemen sonrasında bir başka yabancı dava aktarılıyor:
“Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin Whitney v. California davasında yargıç Brandeis’in yazdığı muhalefet şerhi..”
Ve Başkan’dan son cümle: “Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, sevgi ve saygılar sunarım.”
Şak şak şak..
Şaşırmamak elde değil..
Bir kurum, bir kurumun başındaki insan; içinde yaşadığı toplumdan bu kadar mı uzak olur?
Bu kadar mı yabancılaşır insanlar, kendi toplumuna?..
Konuşmanın hiçbir yerinde, bu toplumun içinden birilerinin sözleri, birilerinin isimleri geçmiyor..
Milyonlarca Ahmet’ten, Mehmet’ten Hasan’dan.. Ali’den aktarım yok..
Varsa yoksa, Marks.. Lenin.. Mao!
Sanki “İfade Özgürlüğü” konferansında değiliz de, “kültür emperyalizmi toplumu nasıl esir alır”ın somut örneklerini canlı olarak izlemeye gelmişiz..
Yazık..
Çok yazık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir