Onlara Reklam Bize Dava

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Onlara reklam bize dava

 

Uzun süredir tartışılan dedikodular..
Sonra üstü kapalı eleştiriler..
Sonra temsil etmeyecek isimler üzerinden somut dokundurmalar..
Ve artık adet haline gelen, kendini farklı bir noktada konumlandırma çabası..
İhtilafı körükleme sadedinde saymazsanız..
Ayrıştırmaya matuf olmadığını kabul ederseniz..
Bu şartla, ben de kısacık gireyim, konuya..
Cemaati temsil eden gazetede.
En önde gelen isim..
Yani, o gazetede köşe bulmuş ateist, liberal falan filan değil..
Gazetenin ev sahibi..
Bir defalık değil..
İki defalık değil..
Olağanlaşan.. Adet haline gelen..
Sanki zorunlu imiş gibi bir hava ile..
Bir konu bulup, dindar insanların içinde bulunduğu yönetimi eleştiriyor ise..
Kısacıktan girelim konuya..
Geçtiğimiz haftalarda daha sert örnekleri  vardı ama..
Daha hafif olan, ama kural haline geleceğinden endişe ettiğim için son haftakinden alıntılayayım.
Deniyor ki:
“Keşke Türkiye yalnızlaşmasa..
Ne var ki, sadece Batı’dan ve ABD’den değil; İslam dünyasından da kopuyor..”
Nedir bu?
Hiç uzun uzun anlatımlarda bulunmaya niyetim yok..
Her Müslüman insan..
Türkiye’de yaşanılanları bilen her akl-ı selim insan..
Dünya genelinde son 15-20 yıllık gelişmeleri bilen her mantıklı insan..
Bu sözlerle kendisi arasına büyük bir mesafe koyar..
Ama..
Cemaatin ev sahibi konumundaki yazarından, iltifat görüyor, bu sakat tespit..
Bir iktibas daha:
“Türkiye’nin meydanlar ne Tahrir’e benzesin ne Adeviye’ye.
Bu ülkede insanlar darbe yanlısı, darbe karşıtı diye tam ortadan bölünmesin..”
Bu ifadelere de, uzun uzun anlatımlarla..
Kelime kelime analizlerle.
Cevap vermeye gerek yok..
Yazının sahibi de, kendisini bir yere konumlandırma zorunluluğu hissetmeden cümleleri tartsın..
Geleceği nokta aynıdır..
Biraz insaf..
Biraz basiret..
Biraz adalet..
Biraz vicdan..
Olsun, yeter..
“Biz de yönetimden bunları bekliyoruz” denilebilir..
Dedim ya, ihtilafları köpürtmek için değil, hatırlatmalarım..
Onun için, yukardaki cümleleri.. Ve daha da ağırlarını.. Büyük ihtimalle bundan sonra da devam ettirilecek olan benzerlerini..
Makalelerin yanı sıra, haberlere de yansıyan bakış açısını..
Tavandaki ve tabandakilerin takdirine bırakalım..

“Yandaş basın” nasıl olunuyor?
“Karşıt basın” nasıl olunuyor?
Dün çok net bir örnek vardı..
Cumhuriyet’inden Hürriyet’ine..
Milliyet’inden Zaman’ına..
Sözcü’sünden Vatan’ına..
Yeni Şafak’ından Taraf’ına..
Hepsinde, Türkiye İş Bankası’nın tam sayfa reklamı..
CHP’nin, milletin parasına el konularak hissedar olduğu bankanın reklamı..
CHP’nin, yönetim kuruluna kontenjandan üye gönderdiği bankanın tanıtımı..
Sadece Akit ve Milli Gazete’de yoktu, bu reklam..
Diğer gazetelerin hepsini alın, bir tarafa koyun..
Akit ve Milli Gazete’yi de bir tarafa koyun..
Hani vıdı vıdı konuşuyor ya birileri..
Yok besleme..
Yok yandaş..
Yok her şeyi bir taraf lehine yontma..
Bin türlü suçlama yapıyorlar ya..
İşte yapılan o suçlamaları..
Kim, ne oranda hakkediyor, “ortak son sayfalar”a bakın, anlayın…
Bu yandaşlığa, “Faiz yandaşlığı” mı dersiniz..
“Faizciliğe gerekli tepkiyi vermeme yandaşlığı” mı dersiniz..
“Basiretsizlik” mi dersiniz?
Ama “son sayfa benzerliği”nde bu birliktelik, sıkça karşılaşılmayan bir örneklik..
Belki de bir hatırlatma..
“Ne oluyoruz”a..

Türkiye İş Bankası deyince..
Faiz hassasiyeti sebebi ile bizim hissemize reklam gelmiyor da..
Gönlümüz ister ki.. Dava da gelmesin..
Ne reklamlarını alalım.
Ne de, davaların görelim..
Ama saydım..
5. davalarını açmışlar, Akit’e..
Sağlık olsun..
Diğerlerinden farkımız, belli olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir