Özür ve Cevap

 

Şia ile ilgili yazımıza ortada durma görüntüsü veren ancak daha çok Şia gözlüğüyle değerlendirip itirazlarda bulunan Selahaddin Bey’e özürle beraber bazı açıklamalar yapma ihtiyacı doğdu.

Öncelikle şunu belirteyim ki 15-20 yıldır yazdığım hiçbir yazıda, bildiğim halde Şia fitnesinden bahsetmedim. Şia’nın başta sahabeler olmak üzere tüm İslam ümmetine pervasız saldırılarına ve tekfir konusunda da gayet rahat olmalarına rağmen, ehlisünnet uleması ısrarla “Biz ehli kıbleyi tekfir etmeyiz” tavrını benimsemiş… Ancak şu kısacık ömrümüzde Şia’nın ümmete çektirdikleri ve en son Irakta ABD vs. batılı güçlerle ittifakı, Suriye’de ise küfrün sol cenahı olan Rusya, Çin, Güney Kore gibi güçlerle ittifak edişleri, işin tuzu biberi oldu. Daha da önemlisi Resulullah (sav) ın bu konudaki hadisi şerifleri bu vb. şerlere ve şerlilere karşı ümmetin evlatlarını uyarmayı gerektirmektedir.

Ve aleykum selam Selahaddin Bey. İran devrimin ilk yıllarında İran radyosundaki ateşli konuşmalarınızdan ve nice oraya gidip dönenlerin anlattıklarından Şii leştiğiniz intibaını edindim inşallah yanılmışımdır. Ziyaretçilerle ilgili ihtarınızı ise yerleşmek niyetiyle koşarak İran’a giden, ancak İran’ın içyüzünü görünce ilk bir yıl içinde kaçarak tekrar dönen en az beş arkadaşımdan duydum. Yanılmış veya yanıltılmış olabilirim bundan dolayı özür dilerim. Eleştirinizde hiç değinmediğiniz anımı okumuşsunuzdur…

Ancak yazınızda birçok tutarsızlık mevcut… Şia propagandası konusunda profesyonelleşmek mi desem, bazı sebeplerden dolayı rahat konuşamamak mı? Ben de şahsen İran rüzgârının sert estiği dönemlerde değişik tehditler almıştım. Adaletin simgesi Ömer (ra) gibi sahabenin katili olan bir Mecusi’yi baş tacı eden, sadece isimleri Ömer olduğu için beş yüzden fazla ehlisünnet âlimini daha dün Irak’ta işkencelerle katleden, ehlisünnete karşı kin ve nefret dolu bir güruhtan her kötülük gelebilir…

Eskiden bu yana Türkiye’de bazı basın ve yayın kuruluşları, ilk çıktıklarında ehlisünnete çok yakın görüntü vererek başlıyor sonra ince ince sahabe düşmanlığı vb. fitnelerini işlemeye çalışıyorlardı. Deşifre olur olmaz eski isimlerini kapatıp yeni bir isim ve aynı taktikle yeniden başlıyorlardı. Şu an özellikle Türkiye’de ümmet içinde fitne çıkarmak için uğraşan şaz insanlar o günlerin eseri… Sizin duruşunuz da bana o günleri ve o taktikleri hatırlatıyor maalesef… İnşallah yanılıyorumdur.

Aynı duruşu görünüşte İran zaten otuz küsur yıldır yapıyor. Hep İslam kardeşliği ve ümmet birliğinden bahsediyor. Ancak Afganistan, Irak ve Suriye tecrübeleri çok güzel anlatıyor ki onların “İslam” dediği şey Şiiliktir. İhtilafı, iftirakı bırakalım küfre karşı bir olalım falan ambalajları da aynı aldatma ve takiyyelerden ibarettir…

Daha önce bir kısmını aktardığım Şia sapmalarından hiç haberiniz yokmuş gibi davranıyorsunuz. Bazılarını es geçmiş bazılarına da hilafı hakikat savunmalar yapmışsınız.

Soruyorum;

Bireylerin davranışlarıyla değil kaynaklarıyla değerlendirin diyorsunuz. Bahsettiğim sapmalarla ilgili onların asli kaynaklarından deliller sunarsam siz de mertçe Şia’dan teberri eder ve saptırdığınız insanları bu fitneye karşı uyarır mısınız? Savunma konusunda bizim bilmediğimiz bir takım mazeretleriniz varsa, bari sükût edin biz anlarız. Yapmayın be kardeşim…

Gazetemiz yazarı İsa Tatlıcan Bey de üslup eleştirisinde bulunmuş. Kısmen haklı da olabilir. Değerli okuyuculardan özür diliyorum. Ancak Üslubumun sertliğinden bahsedenler herhangi bir hastanedeki Suriyeli yaralıları ziyaret edip onlara yapılan sadistlikleri canlı olarak dinlesinler…

Burada sadece bir kısmından bahsettiğim sahabe ve ehlisünnete iftiraların, ihtilaf ve iftirakın çok daha fazlası, onlarca TV kanalında değişik dillerde 7/24 yayınlanıyor. Onlar sahabe ve ehlisünnete iftira atıyor, hakaret ediyor, tekfir ediyor bu vb. zevattan ses yok. Ben bunlar iftiradır diyorum tefrikacılık ve sertlikle suçlanıyorum. Ses verin ey ümmeti Muhammed!.. Adil hakemler yok mu?.. Selam… Dua…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir