Pala Serbest mi ki, CHP’liler Yasaklanmasını İstiyor?

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Pala serbest mi ki, CHP’liler yasaklanmasını istiyor?

 

Lafa gelince, CHP’liler öyle hava atıyorlar, öyle hava atıyorlar ki..

“Bizde Bilim Kurulu var. Kadromuzda şu kadar rektör, şu kadar profesörümüz, şu kadar yüksek hakimimiz var.”
Saymaya başladılar mı, bitiremiyorlar..
Var oğlu var.
İcraata gelince, kulağımıza inceden bir  “Tısss” sesi geliyor..
Nedir, beni bu yargıya götüren.
Anlatayım..
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın kanun teklifinden başlayalım.. Umut Bey, Gezi Parkı eylemlerini yorumlayarak verdiği kanun teklifinde “Et kesmeye yarayan mutfak eşyası sınıfından yer alan pala, hançer, kasatura, kılıç gibi aletleri tezgah dışına çıkarılmasını yasaklansın..” demiş..
Gazetelerden okuduğu magazin bilgileri ile milletvekilliği yapmaya kalkanlardan, ancak bu beklenir işte..
Gazetede başlığı gördü ya, “Palalı serbest bırakıldı” diye.
Milletvekilimiz de sanmış ki, “Bu ülkede pala taşımak serbest!..”
Pala taşımanın, pala ile ona buna vurmanın “cezası yok” sanıyor, Umut Bey!
Oysa, değil pala.. Yaralamada kullanıldı ise, çatal bile “silah”tır sayın milletvekili…
Nerden bilsin bunları Umut bey?
Hürriyet’te, “Palalı esnaf serbest” diye bir haber okumuş..
Hemen koşmuş, kanun teklifi  vermiş, “Pala yasaklansın” diye..
Oysa 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 4. maddesinde şöyle yazılı: “Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.”
5. maddede de, yapımı yasak olan aletlerin taşınmasının da yasak olduğunu belirtiliyor..
O zaman, Umut Bey ne istiyor?
Hiiç..
Yalancı gazetenin dolduruşuna gelmiş..
Haydi diyelim Umut Oran hukukçu değil..
Bu konunun cahili..
Ya CHP’nin hukukçu milletvekili ne yapıyor?
O da boş durmamış, Türk Ceza Kanunu’na bir madde eklenmesi için kanun teklifi hazırlamış.
Teklifte diyor ki: “Toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı, haberleşme hakkı, basın özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasına hukuka aykırı bir davranışla engel olan kimse 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Açıp; baktım, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun’a..
Madde 29: “Toplantı veya yürüyüş yapılmasına engel olan veya devamına imkan vermeyecek tertipler ile toplantı veya yürüyüşü ihlal eden kimse, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde dokuz aydan bir yıl altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Hatta mevcut kanunda, Emine Hanım’ın teklifinden daha ayrıntılı düzenlenmiş, bu konu.
29. maddeye ilaveten, 30. maddede ise, şiddet içerikli engelleme cezalandırılmış.
30. madde de şöyle: “Yapılmakta olan toplantı veya yürüyüşte huzur ve sükunu bozmak maksadıyla tehdit veya hakaret veya saldırı veya mukavemette bulunanlar veya başka bir suretle huzur ve sükunun bozulmasına sebebiyet verenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Oldu mu şimdi?
Bu hanım, Yargıtay’da yıllarca tetkik hakimliği yapmış bir hukukçu!
Verdiği kanun teklifinde toplantı ve gösteri yürüyüşünü engelleyenlere ceza verilmesini istiyor ama..
Zaten mevcut kanunda bununla ilgili hüküm olduğundan habersiz..
Var olan maddeyi, tekrar kanunlaştırmaya çalışıyor..
Maksat karışıklık olsun.
Hakimler de şaşırsın, “Hangisini uygulayacağız?”
Öyle mi hakime hanım?
Bu ülkenin çocuklarına tepeden bakıyorlar ya.. “Siz şu fakülteye gidemezsiniz. Siz bu mesleği seçemezsiniz..”
Bakın nasıl dökülüyorlar, en tepede olanları bile..
Bir örnek daha vereyim.. Karısı Danıştay Başkanvekilliği’nden emekli Emin Çölaşan, dün yazısına “Akıl verin ne yapayım” başlığını atmış.
Hani hukuk dışında bir konuda soru sorsa, “Herkes her şeyi bilemez ki!” diyeceğim.
Ama Emin Bey’in sorduğu soru, icra katiplerinin bile bildiği bir konu..
Neymiş Çölaşan’ın derdi?
Muhteremin halasına ödenen fazla emekli maaşı, çocuğu olmadığı için yeğeni Çölaşan’dan istenmiş. O da “Tamam” demiş, maaşı iade etmiş.
Birkaç yıl sonra aynı borç için, bir de icraya verilmiş Çölaşan. İcra dairesine gidip derdini anlatmış. “Tamam” demişler..
Sonra bir yazı daha gelmiş Çölaşan’a.. “Borcu öde, yoksa hacze geliyoruz” diye..
“Ben ne yapayım şimdi” diyor, Çölaşan.
Karısı hukukçu ama.. Yine aklı biz verelim Çölaşan’a.. Ramazan’ın hatırına..
İcra dairesine gidip sohbet edip geri döneceğine, karına söyle, bir dilekçe yazsın… “Borcu ödedik. Ödeme makbuzu ektedir” diye.
Bunu da yapamıyorsanız, ülkeyi yönetmeye kalkmayın, oturun, oturduğunuz yerde!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir