Tükürün PKK’nın Basın Sözcüsü Hasan’ın Yüzüne!

Ali Karahasanoğlu – Yeni Akit

Tükürün PKK’nın basın sözcüsü Hasan’ın yüzüne!

 

“Hasan Cemal’in yazamadığı yerde demokrasi mi olur” diyorlardı..
“Hasan Cemal’in gazeteden kovulduğu ülkede barış mı olur?” diyorlardı..
Milliyet’ten kovulan Hasan Cemal’i, yere göğe sığdıramıyorlardı..
Hatta, bizim dindarlar bile, bu adamın kalemi için, alnı secde gören yöneticilere hakaret yarışına girmişlerdi..
Birisi kendi köşesini açmaya kalkıyor, öbürsü günü birlik methetme yazıları yazıyordu..
Kim ki bu adam?
“PKK sözcülüğü”nden başka, ne özelliği var?
“PKK’nın basın danışmanı” gibi  çalışan bu adama verilen kıymetin arkasında ne yatıyor?
“Ne oldu, ne halt etti yine?” diyeceksiniz..
Anlatayım..
Daha iki gün önce, 50’den fazla insanımızı, bir başka terörist hareketin saldırısında   kaybetmişiz..
Daha cenazelerin tamamı kaldırılmamış..
Hasan Cemal isimli utanmaz, almış karşısına bir başka teröristi, “Bugün silahı bir kenara koyuyoruz, ama bu silahı bırakmak değil!” lafını ettiriyor, bunu bir internet sitesinde yayınlatıyor!
Tam bir ahlaksızlık.
Tam bir cinayet şebekesi..
Ha elinize silah almış, askeri vurmuşsunuz. Ha bombayı koymuş, sivilleri öldürmüşsünüz..
Ha da, teröriste mikrofon uzatıp, “Bugün silahı bir kenara koyuyoruz, ama bu silahı bırakmak değil!” sözünü söyletip, bu sözü hiçbir eleştiriye tabi tutmadan aynen yayınlamışsınız..
Ne farkı var?
O silahla insan öldürüyor..
Sen de kalemle öldürüyorsun..
Sen olmasan, o propagandasını nasıl yapacak?
Yaptığı cinayetleri, nasıl masumlaştıracak?
Propagandası yapılamazsa, teröristler bir yerde kilitlenip kalacak..
Propagandasını yaptırırsa, işte o zaman topluma korku salacak..
Bir vurup, 5 ürün toplayacak..
Bahoz Erdal’ın, Hasan Cemal’in sırtından yaptığı da bu..
Milliyet’ten ayrıldıktan sonra, kendisini dağlara veren Hasan Cemal, sözümona bir röportaj yapmış.
PKK’nın en azılı katillerinden Bahoz Erdal’ı almış karşısına, “terör propagandası” yaptırtmış!
Tek bir yerinde, “Gariban askere kurşun sıkarken, hiç vicdanınız sızlamıyor muydu?” diye bir soru yok.
Tek bir yerinde, “Vatani görev için askere gitmiş erlerle, sizin ne hesabınız vardı? Niye kurşun sıktınız, ana kuzularına” diye bir soru yok..
“10 yıldır, bu ülkede tek Kürt köyü yakıldı mı? Tek faili meçhul cinayet işlendi mi? Kürt vatandaşlara eziyet eden bir yöneticiye sahip çıkan bakan gördünüz mü? Eski yılların faturasını, bu dönemden çıkartmaya kalkışmak ne derece doğru” sorusu yok..
Uzatmış mikrofonu, teröristin ağzından tehditleri dinleyip, Türk milletine aktarıyor..
Bu gazetecilik mi, yoksa teröriste hoparlörlük yapmak mı?
Şu ahlaksızlığa bakın..
Konuşturuyor, teröristi.. Çok büyük bir adamdan aktarımda bulunurken kullanılan ifade ile sunum yapıyor:
“Bahoz Erdal diyor ki:” diye başlıyor..
Sanırsınız ki, devlet büyüklerinden, kanaat önderlerinden birisidir, Bahoz Erdal..
Altı üstü, bir terörist. Cana kıyan bir katil işte..
Ve o katil, başlıyor tehditlerine:
“Ateşkes ilan ettik. Dediler ki ‘Yetmez çekilin.’ Şimdi de çekiliyoruz. Yarın ‘Bu da yetmez, silah bırakın’ derler. Bu olursa, bu tam bir dayatma olur. Teslimiyet dayatmasıdır bu. En zor koşullarda bile teslimiyeti kabullenmek PKK için mümkün değildir.”
Devam ediyor:
“Süreci sahipleniyoruz. Savaşa nasıl ciddi yaklaştıysak, barışa da çok ciddi yaklaşıyoruz. Yoksa savaştan yorulmuş değiliz. Hem bizim durumumuz, hem de bölgesel koşullar bizim mücadelemizi çok daha ileriye götürmeye uygundur.”
Bir gazetecinin görevi, bu sözleri olduğu gibi verip, tek kelime ile itiraz etmeden, tek kelime ile itirazcı bir soru yöneltmeden, terörist propagandasını halka ulaştırmak mıdır?
Gazetecilikten anladığınız, bu mudur sizin?
Konuşturmuş adamı: “Kürt toplumu bu topraklarda devlete güvensizdir. 90 yıl boyunca kandırılmış, asimile edilmiş, yani Türkleştirilmek istenmiş, katliama uğramıştır. Şimdi bize soruyorlar, ‘PKK’ye nasıl güvenelim’ diyorlar. Oysa tam tersi geçerli. Bu ülkede Kürtlerin dili yasaklandı, kimliği inkâr edildi, Dersim’de, Zilan’da katliama Kürtler uğradı. Bütün bunlar yaşandıktan sonra kim, kime güvenecek bu memlekette? 4 bin köy yakıldı, yıkıldı. Binlerce faili meçhul yaşandı. Şimdi biz bütün bunlara maruz kaldık, asıl biz sormak zorundayız: Böyle bir devlete nasıl güvenelim?”
Tek soru yönelt bu teröriste: “Bu anlattıklarının en yenisi, 15 sene önceki olay.. Var mı son 10 yılda tek itiraz ettiğin olay? Yok. O zaman niye güvenmiyorsun, devlete?”
Soramıyor, basın danışmanı..
Büyülenmiş gözlerle, öylece seyrediyor, teröristi!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir