Subliminal Terör

Subliminal Terör ( Bilinçaltı Hükümdarlığı )

Bugün dünyada medya savaşlarının neden bu kadar önemli hale geldiği ve
milyon dolarların sahip olamayacağı kadar kıymetlendiği gerçeği,
bilinçaltının farkına varıldıkça anlaşılmaya başlandı.
Bilinçaltımızı, hedefi doğrultusunda yönlendirmeyi başaranlar
kazanırken, bu gerçeği görmezden gelenler istismar edilmeye ve
sömürülmeye devam ediliyor.

Birey olarak her ne kadar teknoloji ile toplumdan soyutlanmış gibi
görünsek de kitlesel hareketler karşısında farkında olmadan ona
verilen mesajları uygulamaya koyuyoruz. Tek başına karar vermemiz
gereken durumlarda bile kitlesel iletişim metotlarını layığı ile
kullanan kişilerce yönetiliyoruz.

Reklam dünyasında 1940 lı yılların sonunda, izleyicinin bilinçaltını
etkilemeyi amaçlayan gözle algılanamayacak kadar kısa süreli
görüntülerin film içine yerleştirilerek, “patlamış mısır ye ve kola
iç” telkiniyle satışların bir anda artırılması, reklamcıların
başlattığı bu serüveni günümüzde bilinçaltımızı kontrol altına almayı
amaçlayan insanlarca kullanılmaktadır. İşte bu nedenle en azından bu
ayrımı yapabilecek düzeyde bir farkındalığa ihtiyaç duymaktayız.

Artık savaşlar topla tüfekle kazanılmıyor, cümlesinin doğruluğu kadar
nükleer gücünde kendini yavaş yavaş basitleştireceğini yakın zamanda
göreceğiz. Çözümün içimizdeki doğrularla sağlanacağı fikrine ulaşmak,
kim tarafından başarılırsa, insanlık tarihi kazanan olarak sadece
ondan bahsedecektir.
Siz eğer kitlelere ateş etmeden onları öldürmeden düşüncelerinizi
kabul ettirebiliyorsanız gerçek bir lidersinizdir.

İçinde bulunduğumuz bu gergin süreçte, kimileri hala ne istediklerini
açıklıkla ortaya koymadan bir şiddet yaratmaya çalışırken, kimileride
bu şiddeti besleyen davranışlar içine giriyorsa bu yapılanın
bilgisizlik plansızlıkla açıklanması kadar yanlış bir saptama olamaz.

Ülkemizde özellikle 90 lı yıllarda başlayan tüketen toplum
tanımlamasının bir gerçeği olarak, yatak odalarımıza kadar giren o
beyaz camı tıpkı bir silah gibi kullananları fark edemiyoruz. Dost
meclislerinin bile vazgeçilmeyecek baş konuğu haline getirdiğimiz bu
beyaz cam artık ailemizin bir üyesi oldu. Peki biz aileye yeni katılan
bu üye hakkında yeterince bilgi sahibi miyiz?

Subliminal yani bilinçaltı ile algılan mesajlarla, kendimizi en
güvende hissettiğimiz evimizde, çizgili pijamalarımızla oturduğumuz o
rahat koltuklarda, girdiğimiz transla sorgulamadan ve düşünmeden çoğu
zamanda fark etmeden söylediği her bilgiyi kabullendiğimiz bu üye ile
ilişkilerimiz olması gerektiği gibimi?
Düşünsenize hepimizin tüm hücrelerine kadar işleyen kovboy filmleriyle
başladı her şey. Sonra orda kafa derisi yüzen Kızılderililer… Atı,
sigarası ve hep sonunda güneşin battığı yöne doğru giden bir kovboyla
çizgi film dünyasına girdik. Sarışın bebekler vardı o filmlerde ve
hastalık derecesinde tükettiğimiz içecekler.
Kızılderililerin, topraklarını ellerinden almak isteyen beyaz adamlara
karşı savaşını, biz kafa derisi yüzen kötü adamlar algısıyla
tanımlamıştık.

En asi ve özgürlüğümüze düşkün olduğumuz ergenliğimiz, bölüm sonunun
mesajı içinde güneşin battığı yöne doğru atıyla giden ve ağzında
sigarası düşmeyen kovboyla şekillendiriliyordu.

Dallas ile güç para ve aşk denklemini çözmeye çalıştığımız yıllarda
çok yabancı gelen şeyler, bugün ulaşabilmek için birbirimizi ezdiğimiz
duygulara dönüşüverdi.

Kendimizi bulabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Aslında bir süre sonra
bizde artık kendimizi aramaz olduk gördüklerimizde. Onlar gibi olmamız
gerekliliği bilinçaltımıza yükleniyordu.

Bize ait bilgi ve belgelerin bulunduğu, sadece iznimizle kullanılması
gereken kilit altındaki kısmımızı yani bilinçaltımızı bizden habersiz
açıp kurcalayan birilerine bu cesareti ve özgürlüğü hiç sorgulamadan
verişimiz ve bizi bu işgalden koruması gereken bir organizasyonumuzun
olmayışı bizi biz yapan özelliklerden uzaklaştırdı.

Tahammülsüzlüğümüz, birbirimize güvensizliğimiz, daha kötüsü kendimize
olan inancımız sarsılarak toplumsal uyku halimiz sadece verilen
komutları alan ve hayata geçiren insanlara dönüşmemize neden olurken,
bugün için şikayet ettiğimiz şeyler yarın kabullendiğimiz gerçeklere
dönüşüverdi.

Hatırlayın hep duyduğumuz bir cümle vardı eskiden, bizim zamanımızda
böylemiydi efendim… Kaçımız bu cümleyi son yıllarda kullandık, kaçımız
yaşadığımız o yılları hatırlıyoruz. Her şeyin yavaş yavaş üzeri
örtülüyor ve yeni bir düşünce sistemi ile hayat felsefemiz
değiştiriliyor.

Duyduğuma değil gördüğüme inanırım sözünün bile tartışıldığı bu
milenyum çağında, teknolojinin bir kanser hücresi gibi bizi ele
geçirmesi, gördüklerimizin her zaman gerçek olup olmadığını ortaya
koymuyor mu?

Biliyoruz ki göz aldığı bütün veriyi beyne gönderir. Tıpkı bir
bilgisayar gibi çalışan sistemimiz bu verileri alırken yorum yapmadan
tıpkı bir kamera gibi kaydeder. İşte bu kayıtlarla bir sonraki
adımımızı atmamızı sağlar. Örneğin izlediğimiz reklamda bize sunulan
nesneyi, teknik özellikleri değil, saniyeler içinde bize sunulan
mesajlarla beğenerek alırız.

İzlerken gözümüzün seçemediği bu mesajla bilinçaltımız kodlanır ve
markete gittiğimizde o markanın olduğu raflara yöneliriz.
Birkaç yıldır çıkan, “Bu programda sanal reklam bulunmaktadır”
uyarıları bu reklam şeklinin yeni keşfedilmesinden değil, tüketici
derneklerinin ısrarlı takipleri sonucu olmuştur.

Otuz yıl önce İngiltere ve Amerika başta olmak üzere dünyada 70 e
yakın ülkede insanlar bilinçaltlarına ulaşılarak başkalaştırılmasınlar
diye korumaya alınmaları bizim bu konuda aslında ne kadar geç
kaldığımızın da göstergesi. Bir programın daha fazla seyredilmesini
sağlayabilmek bir malı daha çok satabilmek yada bir fikri fark
ettirmeden aktarabilmek için kullanılan bu bilinçaltı kurcalama
yöntemine karşı uyanık olmalıyız.
Bu yöntemi kullanarak zihnimize onun izni olmadan nasıl düşüneceğini,
nasıl hareket edeceğini, nasıl kararlar alması gerektiğini öğretenlere
karşı dikkatli olmak içinde bulunduğumuz bu trans halinden
kurtulmamızla mümkün olacaktır.

Derneğimizin düzenlediği seminerlerde, anlattıklarımız ve
karşılaştığımız sorular sonrasında, bu uyku halimizin ne yazık ki
yaşla yada entelektüel seviye ile bir değişkenlik göstermediği
gerçeğidir. Daha önce izleyerek fark edemediklerini gösterdiğimizde,
taşıdıkları şaşkın bakışlar bugün neden bu haldeyizi  anlatıyor.
Subliminal terör, maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklamlarda,
filmlerde ve politika da dahil olmak üzere her alanda kullanılıyor.

Gelecekte aynı sırada üniversitelerde yan yana gelecek olan
çocuklarımıza sevgiyi kardeşliği öğütlediğini zannettiğimiz çizgi
filmler içine konulan pornografik görüntüler, şiddet sahneleri
bilinçaltlarına, ince ince bu yöntemle işleniyor. İnsan gelişimi için
en önemli yaş olan 0-7 yaş arasında bu görüntüler bilinçaltında
hedeflenen düşünce şekline dönüştürülüyor.

Malum kola markasının dünyada ve ülkemizde bu denli bağımlı
yaratmasının altında yatan gerçeği düşünün. Dünyada reklama en fazla
bütçe ayıran markadır, her reklamıyla markasını gündemde tutar. “Ben
zaten yeterince satıyorum, reklam için bu kadar para harcamama gerek
yok” diye düşünmez. Her dönem size ulaşmaya çalışır ve bunu yıllardır
başarmıştır.

Galatasaray futbol takımının Fenerbahçe stadında kaybetme geleneğine
bakın. İstatistik biliminin bile açıklayamadığı bu sonuç bilinçaltı
algılamasının ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Sadece
renkleri düşündüğünüzde bile aslında Galatasaraylı futbolcuların maça
geride başladığını gösteriyor. Bilinen gerçek kırmızı renk canlandıran
ve harekete geçiren, sarı ve mavi(lacivert) renk ise rehavete getirici
özellik taşır. Maça hazır olmayan psikolojileri ile sahaya çıkan
futbolcular seyirci ve diğer etkenlerin altında ezilerek mağlubiyete
normalleştirdikleri için kaybederler. Çünkü onlar aslında
kazanacaklarına inanmamaktadırlar. Telkin budur.

Sonuç olarak gördüklerimiz bize aslında görmediğimiz bir mesajla
sunulabilir. Sunulan mesajın hayatınızı dünce sisteminizi etkileyerek
sizi mekanikleştirmemesi için, içinde bulunduğunuz bu derin uyku
halinizden uyanmaya çalışın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir